Yeni bir girişimin değerlemesi, geçmiş veriden ziyade gelecek potansiyeline ve belirsizliğe odaklandığı için hem yatırımcı hem de girişimci için ciddi riskler barındırır. Yeni bir girişime gerçek potansiyelinin üzerinde bir değerle yatırım yapılması, ilerleyen dönemde şirket değerinin düşmesi riskini doğurabilir. Yatırımcının hisse değerinin düşmesi ve/veya beklentisinin karşılanmaması yatırımcı iştahını bozar.
Erken aşama girişimlerde gelir düzenli değildir. Yatırımcı, paranın ne kadar sürede tüketileceğini ve yeni bir yatırıma ne zaman ihtiyaç duyulacağını öngöremeyebilir. Pazarın tahmin edilen hızda büyümemesi veya büyük sermayeli şirketlerin benzer bir özelliği devreye alması, girişimi çok kısa sürede yok edebilir. Girişimin değeri fikirden ziyade ekibin o fikri hayata geçirme yeteneğine de bağlıdır. Kurucu ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar veya anahtar personelin ayrılması en büyük risklerden biridir. Girişim yatırımları uzun vadelidir. Yatırımcı, parasını geri almak (exit) için genellikle uzun yıllar (5-10 yıl) beklemek zorundadır ve bu süreçte hissesini satabileceği ikincil bir piyasayı da bulamayabilir.
Doğru bir değerleme, tek bir yöntemden ziyade bütünsel ve nitelikli analizleri gerekli kılmaktadır. Henüz geliri olmayan girişimlerde önem atfedilen değerler; fikir, prototip, ekip kalitesi ve stratejik ilişkilerdir. Girişim, bölgedeki benzer girişimlerle öncelikle ekip, pazar büyüklüğü, teknoloji vb. kritere göre değerlendirilir. Girişimin bugünkü değeri, yatırımcının gelecekte beklediği çıkış (exit) değerinin, sermaye maliyeti ile geriye doğru (iskonto) getirilerek bulunan değerdir. Önemli husus, girişimcinin yatırımcı için bir çıkış (exit) değeri ve çıkış senaryosu hazırlamasıdır.
Birçok girişimin çıkış senaryosu bulunmamaktadır. Herhangi bir analitik çalışma ile belirlenmeyen bir “Girişim Değeri” ile yatırım aramaktadırlar. Girişimini hayata geçirmesi için ihtiyaç olan kaynağın sağlanmasında girişimin ne kadarının (%) yatırımcıya verileceği belirledikten sonra girişimin değeri ortaya çıkarılmaktadır. Azami 5 yıllık bir nakit akış planı yapılarak İndirgenmiş Nakit Akış (DCF) yöntemi ile girişimin değeri belirlenmektedir. Nakit akışı öngörülebilen girişimler için DCF yönteminin kullanılması uygun olmakla birlikte erken aşama bir girişimin değerlemesi için bu yöntem uygun değildir. Değerleme raporlarının hemen hemen hepsinde, girişimin verdiği nakit akışları baz alınarak değerlemenin yapılmış olduğunu vurgulanmaktadır. Çünkü, girişimin öngördüğü nakit akışları pazarda test edilmiş değildir. İleriye dönük nakit akışlarını öngörmek gerçekten zordur. Bu yöntem kullanılacak ise de belli senaryolara göre nakit akışları iskonto edilerek kullanılmalıdır. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gösterge niteliğinde olmak üzere “Girişim Değerlemesi Metrikleri” adında analitik bir çalışma ile sektöre doğru değerleme yapılması konusunda rehberlik etmesi sektörün sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir.
Satışlar beklentinin %20 altında kalırsa ne olur?" gibi sorularla farklı senaryolara göre bir şirketin nakit akışları tekrar düzenlenerek değerleme farklı senaryolara göre tekrar yapılmalı. Ayrıca, girişim büyüdükçe müşteri başına gelirin (LTV) müşteri edinme maliyetine (CAC) oranının iyileşip iyileşmediğini bakılmalı.
Girişim fikri, gerçekten bir problemi çözüyor ve müşteriler bu çözüm için para ödemeye hazırsalar işler çok daha kolay olur. Yazılım veya teknoloji ölçeklenebilmeli. Fikri mülkiyet hakları (patent, marka) korunmuş olmalı. Şirketin ortaklık yapısı, önceki borçları ve yasal yükümlülükleri konusunda yatırımcılara bilgi verilmeli.
Girişimciden sadece finansal tabloları almak yetmez. Kullanıcı tutundurma oranı, aktivite verileri gibi operasyonel metriklerin de yatırımcılara şeffaf olarak açılması gerekir. Tek bir girişime büyük bir sermaye bağlamak yerine, riski dağıtmak için bir portföy oluşturulması hem yatırımcı hem girişimci hem de ekosistem için çok daha iyi bir seçenektir. Özellikle teknik ve hukuki konularda (SPK düzenlemeleri, vergi avantajları vb.) profesyonel danışmanlık alınması da çok faydalı olacaktır.
Yatırımcılar açısından en büyük risk, girişimin doğru değerlenmemesidir. Girişim değerlemesine dönük rakamlar ne olursa olsun ekibe olan güven ve pazarın dinamikleri dikkate alarak son kararı yatırımcının bizzat vermesi gerekir.
Dr. Aydın GÜNDOĞDU
Bir fikriniz var.
Heyecanlısınız.
Hatta belki yakın çevrenizden “Bu fikir tutar.” cümlesini de duydunuz.
Peki bu fikir kitle fonlamasına çıkmaya gerçekten hazır mı?
Hazırladığınız Sunum Yatırım Komitesinin sorularına tatmin edici cevaplar verecek mi?
Çünkü iyi bir fikir ile “yatırım almaya hazır bir fikir” aynı şey değildir.
Kitle fonlamasına çıkmadan önce ilk yapılması gereken, fikrin gerçekten hangi sorunu çözdüğünü netleştirmektir.
Hangi sorunu çözüyoruz?
Neden bu sorun önemli?
Bu fikrin diğerlerinden farkı ne?
Bu sorulara cevap veremeyen bir proje, ne kadar güzel anlatılırsa anlatılsın yatırımcıda karşılık bulmakta zorlanabilir.
Pazar:
Rakipler incelenmeli, potansiyel müşterilerle konuşulmalı ve mümkünse fikir küçük ölçekte test edilmelidir. Çünkü “Bu fikir kesin tutar.” demek kolaydır.
Asıl değerli olan, fikrin gerçek hayatta test edilmiş olmasıdır.
Bir diğer önemli konu ise iş modelidir.
Proje nasıl para kazanacak?
Sürdürülebilir olacak mı?
Yatırım alınca hangi aşamaya gelecek?
Kitle fonlaması yalnızca para toplama süreci değildir. Toplanan paranın nereye gideceğinin de açıkça anlatılması gerekir.
Tüm bunların iyi bir finansal projeksiyon ile anlatılması önemlidir.
Abartılı büyüme rakamlarından çok, gerçekçi ve savunulabilir bir plan değerlidir. Çünkü yatırımcı yalnızca hayali değil, o hayalin nasıl gerçekleştirileceğini görmek ister.
Sunumu yapacak kişi:
Kitle fonlamasına çıkmak, “Bir fikrim var.” demek değildir.
“Bir fikrim var ve bu fikri hayata geçirmek için hazırlık yaptım.” diyebilmektir.
Bu noktada,
Sunum için çok iyi hazırlık yapılması, sunumu yapacak kişinin konuya hakim olması ve gelen sorulara, yapılan eleştirilere tatmin edici cevaplar vermesi çok önemlidir.
Mutfakta pişen bir fikrin sofraya nasıl sunulacağı Yatırımcıların iştahının da belirleyicisi olacaktır.
Sonuç olarak, sadece iyi bir fikrin olması yetmez, iyi hazırlanmış profesyonel bir sunum şart.
Hüseyin ATILKAN
Bir girişimin ilk aşamasında milyonlarca liralık yatırım kadar önemli olan başka bir şey vardır: İnanıldığını görmek. İnanılan fikre ortak olmak.
Bir girişimci, henüz şirketinin değeri oluşmamışken, ürününü milyonlarca kişiye ulaştırmamışken ve geleceği yalnızca bir projeden ibaretken insanların ona güvenerek sermaye koyması çok değerlidir.
100 kişinin 1.000'er lira yatırması, tek bir kişinin 100.000 lira yatırmasından farklı bir anlam taşır. Çünkü burada yalnızca finansman değil, aynı zamanda geniş bir destek topluluğu oluşur.
Her küçük yatırım, girişimciye şu mesajı verir: “Fikrine inanıyorum. Bu yolculukta seninle birlikteyim.”
“Benim param küçük” dememek gerekir.
Kitle fonlamanın en güçlü taraflarından biri, yatırımın büyüklüğü konusunda insanlarda oluşan psikolojik engeli ortadan kaldırmasıdır. Herkes büyük sermayeler yatırmak zorunda değildir.
Bir girişimin başarı hikâyesine baktığımızda genellikle son aşamadaki büyük yatırımları, büyüme rakamlarını ve ulaşılan şirket değerini görürüz.
Oysa her büyük başarı hikâyesinin başında, henüz kimsenin dikkatini çekmeyen bir dönem vardır.
İşte o dönemde girişimcinin yanında olan insanların katkısı farklıdır.
Kitle Fonlama işte tam bu noktada aslında çok değerli bir kavramı hayatımıza sokuyor: “ortak olmak”.
Bir fikre, bir girişime ortak olmak aynı zamanda bir ülkenin geleceğine yapılan katkıya ortak olmak anlamına da geliyor.
Ortaya konulan fikirler, o fikrin çevresinde verilen emekler ve o emeklere verilen küçük ama değerli destekler. Hep birlikte geleceğin güçlü ülkesinin, güçlü ekonomisinin yapı taşları. O kadar değerli ki…
Hüseyin ATILKAN
Kitle fonlama denildiğinde akla ilk gelen soru çoğu zaman şudur:
“Bu girişim ne kadar kazandıracak?”
Oysa asıl sormamız gereken ikinci bir soru daha var:
“Bu girişim topluma ne kazandıracak?”
Her başarılı şirket, bir zamanlar sadece bir fikirdi. Eğer o fikirler yalnızca kısa vadeli finansal beklentilerle değerlendirilseydi, bugün hayatımızı değiştiren birçok yenilik belki de hiç hayata geçemeyecekti.
Kitle fonlama, sadece sermaye toplama modeli değildir; aynı zamanda fikirlere duyulan güvenin ve ortak geleceğe yapılan yatırımın ifadesidir.
Özellikle genç girişimciler için ilk destek, yalnızca finansman anlamına gelmez. Birilerinin “Fikrine inanıyoruz.” demesi, çoğu zaman alınan paradan daha değerlidir.
Bu nedenle kitle fonlama platformlarında girişimler değerlendirilirken yalnızca finansal getiri değil;
gibi kriterlerin de dikkate alınması gerekir.
Çünkü bazı yatırımların getirisi bilançolarda görülür. Bazılarının getirisi ise yıllar sonra topluma kazandırdığı değerle ölçülür.
Belki de geleceğin en büyük şirketi, bugün sadece bir gencin cesaretle kurduğu küçük bir hayaldir. O hayalin gerçekleşmesi ise bazen, ona ilk inanan birkaç kişinin desteğine bağlıdır.
Hüseyin ATILKAN